Kelâm ilminde “maddenin ezeliyeti” meselesi, İslam düşüncesinin en temel tartışma başlıklarından biridir. Bu mesele, özellikle Allah’ın varlığı, birliği (tevhid), yaratma fiili ve âlemin başlangıcı gibi konularla doğrudan ilişkilidir. Tevhid inancı, Allah’ın tek, benzersiz, ezelî ve ebedî olduğunu kabul ederken; O’nun dışındaki her şeyin sonradan yaratılmış (hâdis) olduğunu savunur. Bu nedenle maddenin ezelî olduğunu ileri süren görüşler, kelâmcılar tarafından ciddi biçimde eleştirilmiş ve tevhid inancına aykırı kabul edilmiştir. Kelâm ilminde hâkim görüş, “hudûs delili” olarak bilinen argümana dayanır. Bu delile göre âlem (yani madde ve evren) hâdistir, yani sonradan var olmuştur. Çünkü âlem değişmektedir; değişim ise sonradan olmanın (hudûs) bir göstergesidir. Değişen her şey, bir zaman önce farklı bir durumda olduğu için, kendi kendine ezelî olamaz. Ezelî olan varlık ise değişmez ve başlangıcı yoktur. Bu nitelikler yalnızca Allah’a aittir. Dolayısıyla maddeyi ezelî kabul etmek, Allah ile birlikte başka bir ezelî varlık kabul etmek anlamına gelir ki bu, tevhid inancını zedeler. Özellikle Ebu’l-Hasan el-Eş‘arî ve Ebu Mansur el-Mâturîdî gibi Sünnî kelâm ekollerinin kurucuları, maddenin ezelîliğini reddetmişlerdir. Onlara göre Allah, “hâlık” (yaratıcı) sıfatıyla âlemi yoktan var etmiştir (ibdâ). Eğer madde ezelî olsaydı, Allah’ın yaratıcı olması anlamını yitirirdi. Çünkü yaratma, yoktan var etme demektir; ezelî olan bir şey ise zaten vardır ve yaratılmaya ihtiyaç duymaz. Bu tartışmada İbn Sina gibi bazı İslam filozoflarının görüşleri de önemlidir. İbn Sina, âlemin “zamansal olarak başlangıcı olmadığını” ileri sürmüş, fakat bunun Allah’a bağlı olarak “zorunlu varlık”tan sudûr ettiğini savunmuştur. Ancak kelâmcılar, bu görüşü de eleştirmiştir. Onlara göre, âlemin başlangıcının olmaması, fiilen ezelîlik anlamına gelir ve bu durum Allah ile birlikte başka bir kadîm varlık kabul etmek demektir. Bu da tevhid ilkesine aykırıdır. Maddenin ezelîliğini savunan görüşlerin tevhid inancına aykırı olmasının başlıca sebepleri şunlardır: Birincisi, ezelîlik sıfatının Allah’a mahsus olmasıdır. Tevhid inancında Allah “kadîm”dir, yani başlangıcı yoktur. Eğer madde de ezelî kabul edilirse, bu sıfat Allah’a özgü olmaktan çıkar ve çokluk ortaya çıkar. Bu ise “tevhid” yerine “şirk” tehlikesini doğurur. İkincisi, yaratma fiilinin inkârına yol açmasıdır. Allah’ın en temel sıfatlarından biri “yaratıcı” olmasıdır. Maddenin ezelî olduğu kabul edilirse, Allah’ın yaratma fiili ya anlamsızlaşır ya da sadece düzenleme (tanzim) olarak yorumlanır. Bu ise Kur’an’daki “Allah her şeyin yaratıcısıdır” anlayışıyla çelişir. Üçüncüsü, Allah’ın irade ve kudret sıfatlarının sınırlandırılmasıdır. Eğer madde ezelî ise, Allah madde üzerinde mutlak bir başlangıç iradesine sahip değildir. Bu da Allah’ın mutlak kudret sahibi olduğu inancını zedeler. Dördüncüsü, değişim ve oluşun açıklanamamasıdır. Maddenin ezelî olduğu kabul edilse bile, bu maddenin nasıl sürekli değiştiği, yeni varlıkların nasıl ortaya çıktığı sorusu yine bir yaratıcıyı gerektirir. Kelâmcılar, bu noktada “her hâdisin bir muhdisi vardır” ilkesini savunurlar. Bu görüşün sonuçları da teolojik açıdan oldukça ciddidir. Maddenin ezelîliğini kabul etmek, Allah’ın varlığına doğrudan bir inkâr olmasa bile, O’nun sıfatlarını sınırlayan ve tevhid inancını zedeleyen bir anlayışa yol açar. Bu da inanç sisteminde tutarsızlıklara neden olur. Ayrıca ibadet, kulluk ve sorumluluk anlayışı da zayıflar; çünkü yaratıcı ile yaratılan arasındaki mutlak ayrım bulanıklaşır. Kelâm kaynaklarında bu konu geniş biçimde ele alınmıştır. Özellikle Kitab al-Luma (Eş‘arî), Kitab al-Tawhid (Mâturîdî) ve Tehafut al-Falasifa (Ebu Hamid el-Gazali) gibi eserlerde filozofların âlemin ezelîliği görüşü eleştirilmiştir. Gazâlî, özellikle filozofların bu görüşünü küfre götüren fikirler arasında saymış ve âlemin sonradan yaratıldığını savunmuştur. Sonuç olarak, kelâm ilminde maddenin ezelîliği görüşü, tevhid inancıyla bağdaşmaz. Çünkü bu görüş, Allah’ın birliğini, yaratıcı oluşunu ve mutlak kudretini zedelemektedir. İslam kelâmcılarına göre doğru olan, yalnızca Allah’ın ezelî olduğu, onun dışındaki her şeyin ise sonradan yaratıldığı inancıdır. Bu yaklaşım, hem aklî delillerle hem de naklî (vahye dayalı) delillerle temellendirilmiştir ve tevhid inancının korunması açısından vazgeçilmez kabul edilmiştir. Konu ile ilgili akaid dersimize bakılabilir. Akaid 8. derstte bu konu ateizm bağlamında izah edilmiştir.
Meddenin Ezeliyeti
Soru: Ateizmin maddeye yüklediği ezeliyet vasfını tevhid inancı bağlamında açıklar mısınız?