Kelâm ilmine göre insanın evleneceği kişinin “kaderde yazılı olup olmadığı” meselesi, kader (takdir) ile insan iradesi (ihtiyar) arasındaki denge üzerinden açıklanır. Bu konuda Kelâm âlimleri, özellikle Ehl-i Sünnet çizgisinde, ne tam bir zorunluluk (cebr) ne de tamamen bağımsız bir özgürlük (tam yetki) kabul ederler. Orta yol benimsenir. Bu anlayışa göre Allah’ın ilmi ezelîdir; yani O, kimin kiminle evleneceğini bilir. Ancak bu bilme, insanı zorlayan bir sebep değildir(Bilgi fiili zorunlu kılmaz akaid dersimizde ihtiyari fiillerde bu konuyu anlattım.). Yani senin evleneceğin kişi Allah tarafından bilinmektedir ama bu, senin iradeni ortadan kaldırmaz. Senin yapacağın tercihler, çabaların, kararların da kaderin bir parçasıdır. Başka bir ifadeyle kader, sadece “sonuç” değil, o sonuca götüren tüm süreçleri de kapsar. Kur’ân’da insanın fiilleriyle ilgili olarak “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” (Necm Suresi 39. ayet) buyrulur. Bu ayet, insanın çabasının sonuçlar üzerinde etkili olduğunu açıkça gösterir. Yani evlilik gibi bir konuda da insanın araması, karar vermesi, tercih etmesi önemlidir. Aynı zamanda “Siz dilemedikçe Allah dilemez” (İnsan Suresi 30. ayet) ayeti, insan iradesi ile ilahî irade arasındaki ilişkiyi ortaya koyar. İnsan bir şeyi ister, yönelir; Allah da o fiilin yaratılmasını dilerse o gerçekleşir. Yani burda fiilin kesbiyet cihetiyle kula, yaratılma cihetiyle Allah'a döndüğünü görüyoruz. Bu da şunu gösterir: Senin seçimin ve yönelimin, kaderin işleyişinde aktif bir rol oynar. Kelâmcılar bu durumu “kesb” kavramıyla açıklar. Kul tercih eder (kesb eder), Allah yaratır. Dolayısıyla evleneceğin kişi, senin tercihlerinle şekillenen bir kaderin içinde belirlenir. Yani kader sabit bir yazgı gibi dışarıdan dayatılan bir şey değil; senin iradenle birlikte gerçekleşen ilahî bir plandır. Sonuç olarak: Evleneceğin kişi Allah’ın ilminde bellidir, fakat senin çaban, tercihlerin ve yönelimin bu sonucun oluşmasında gerçek ve etkili bir rol oynar. Yani “nasılsa kaderimde kim varsa o olur” deyip hiçbir çaba göstermemek kelâm açısından doğru değildir; aynı şekilde “her şeyi ben belirlerim” demek de doğru değildir. Doğru yaklaşım, iradeni kullanmak, sebeplere sarılmak ve sonucu Allah’a bırakmaktır.
Kelâm ilminde bu mesele, özellikle “ilim–irade–ihtiyar” ilişkisi ve “İlmin maluma tabi olması” ilkesi üzerinden daha derin şekilde açıklanır. Kelâm âlimleri bu konuyu ele alırken birkaç temel kavramı birlikte değerlendirir: Allah’ın ilmi ezelîdir; yani O, geçmişi, şimdiyi ve geleceği bir anda bilir. Senin kiminle evleneceğin de bu ilmin içindedir. Ancak burada kritik kaide şudur: “İlim, malûma tâbidir.” Yani bilgi (ilim), bilinen şeye (malûm) bağlıdır; onu zorlayan bir unsur değildir. Allah senin gelecekte yapacağın tercihi, o tercih nasıl olacaksa öyle bilir. Yani sen zorlandığın için öyle yapmazsın; sen öyle yapacağın için Allah onu öyle bilir. Bu noktada irade ve ihtiyar devreye girer. İrade, bir şeyi dileme ve yönelme gücüdür; ihtiyar ise alternatifler arasında bilinçli seçim yapabilmektir. İnsan, evlilik gibi bir konuda kiminle evleneceğine dair araştırır, düşünür, karar verir. Bu seçim onun ihtiyarıdır. Kelâmcılar, insanın bu yönünü gerçek kabul ederler; yani insan mecazî değil, hakikî bir seçme gücüne sahiptir. Kur’ân’da bu anlamı destekleyen birçok nas vardır. Mesela “Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin” (Kehf Suresi 29. ayet) ayeti, insana verilen ihtiyarı açıkça ifade eder. Yine “İnsan için ancak çalıştığı vardır” (Necm Suresi 39. ayet) ayeti de iradenin sonuçlar üzerindeki etkisini gösterir. Allah’ın iradesi ise küllîdir; her şey O’nun dilemesiyle var olur. “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” (İnsan Suresi 30. ayet) ayeti bu hakikati ifade eder. Ancak bu, insan iradesini iptal etmez; bilakis insanın dilemesi de Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşir. Bu çerçevede meseleye uygulanırsa: Senin evleneceğin kişi Allah’ın ilminde bellidir, fakat bu bilgi senin iradeni zorlayan bir yazgı değildir. Sen ihtiyarınla tercih yaparsın; kiminle evlenmeye yönelirsen, hangi kararı alırsan, Allah ezelde onu öyle bilmiştir. Yani bilgi, senin fiiline tâbidir; sen bilgiye tâbi değilsin. Kelâmcıların “kesb” anlayışı da bunu tamamlar: Kul iradesiyle seçer (ihtiyar), Allah o fiili yaratır. Dolayısıyla evlilik, hem senin seçiminin hem de ilahî takdirin birlikte gerçekleştiği bir alandır. Sonuç olarak şu denge ortaya çıkar: Evleneceğin kişi Allah’ın ilminde bellidir (ilim), fakat sen bu sonuca iraden ve ihtiyarınla ulaşırsın. “Malûm ilme tâbidir” ilkesi gereği, Allah seni zorladığı için değil, sen öyle seçeceğin için o bilgi o şekilde sabittir. Bu yüzden çaba göstermek, araştırmak ve doğru tercihi yapmaya çalışmak kaderin dışında değil, bizzat kaderin içindedir. Konu ile ilgili yapmış olduğumuz ve youtube kanalımızda olan kader ile ilgili videolara da bakılabilir. selametle...