Kur'an'ın Beşer Kelamı Olamayacağı Üzerine Bir İnceleme
Bir kitabın, yedinci yüzyılın bilimsel ve kültürel imkânlarının son derece sınırlı olduğu bir ortamda yaşamış, okuma yazma bilmeyen bir insan tarafından tamamen kendi zihinsel üretimi olarak ortaya konulmuş olması, yalnızca tarihî açıdan değil, aynı zamanda olasılık teorisi ve rasyonel düşünce bakımından da ciddi şekilde sorgulanması gereken bir iddiadır. Kur'an-ı Kerim sıradan bir edebî eser veya felsefi metin değildir. O, yirmi üç yıl boyunca farklı zamanlarda nazil olmuş, buna rağmen kendi içinde dikkat çekici bir bütünlük sergileyen; kozmolojiden biyolojiye, insan psikolojisinden tarihe kadar birçok alanda çağını aşan ifadeler barındıran bir metindir. Eğer bu eser tamamen Hz. Muhammed tarafından kurgulanmış olsaydı, bunun gerçekleşebilmesi için birbirinden bağımsız onlarca olağanüstü tesadüfün aynı anda meydana gelmesi gerekirdi. Bu nedenle Kur'an'ın ilahî kaynağı meselesi, yalnızca imanî değil, aynı zamanda tarihî ve rasyonel bir değerlendirme konusudur.
Kur'an'ın dikkat çeken yönlerinden biri, evrene dair yaptığı tasvirlerin dönemin bilgi seviyesini aşan bir perspektif ortaya koymasıdır. Lokman Suresi'nin 29. ayetinde Güneş'in kendisine ait belirlenmiş bir yörüngede hareket ettiğinin ifade edilmesi, Batlamyus'un yer merkezli evren modelinin hâkim olduğu bir çağda oldukça dikkat çekicidir. İnsanların günlük gözlemlerine hitap edilerek "Güneş sizin etrafınızda dönüyor." denilebilecekken, Kur'an bunun yerine Güneş'in kendine mahsus bir hareket düzenine sahip olduğunu bildirmiştir. Aynı şekilde Nuh ve Mülk surelerinde Güneş için kendi ışığını üreten bir kaynak anlamındaki "sirac" yani kandil ifadesi kullanılırken, Ay için yalnızca yansıyan aydınlığı ifade eden "nur" kelimesinin tercih edilmesi, ışığın kaynağı ile yansıması arasındaki fiziksel farkı yansıtmaktadır. Yasin Suresi'nde Ay'ın eski ve eğri bir hurma dalına benzetilmesi ise yalnızca görsel bir tasvir değil, Ay'ın evrelerini ve gökyüzündeki hareketini son derece isabetli bir benzetmeyle anlatmaktadır. Tarık Suresi'nde geçen ve "geceyi delen, vuran" anlamlarına gelen "Tarık" yıldızı ifadesi de, düzenli sinyaller gönderen pulsarlarla ilişkilendirilen dikkat çekici yorumlardan biri olarak öne çıkmaktadır.
Kur'an yalnızca gök cisimlerinden değil, canlıların yaratılışından da söz ederken çağının ötesinde ifadeler kullanmaktadır. Yasin Suresi'nde bitkilerin çiftler hâlinde yaratıldığı belirtilirken, modern botanik bilimi bitkilerde erkek ve dişi üreme sistemlerinin bulunduğunu ortaya koymuştur. Hicr Suresi'nde rüzgârların "aşılayıcı" olarak nitelendirilmesi ise hem bitkilerde polen taşınmasını hem de bulut oluşumundaki yoğunlaşma çekirdeklerinin oluşumunu hatırlatmaktadır. Müminun Suresi'nde embriyonun anne rahmindeki gelişim safhaları belirli bir sıra içerisinde anlatılırken, dönemin tıp anlayışında bulunan pek çok yanlış bilginin metinde yer almaması dikkat çekmektedir. Enbiya Suresi'nde "Her canlı şeyi sudan yarattık." buyrulması, bugün biyolojinin en temel gerçeklerinden biri olan yaşamın suya bağımlılığıyla uyumludur. Neml Suresi'nde dağların sabit gibi görünmesine rağmen hareket ettiklerinin ifade edilmesi de, modern jeolojinin ortaya koyduğu kıta hareketleri teorisi bağlamında değerlendirilen dikkat çekici ayetlerden biridir. Kur'an'ın üzerinde durduğu bir diğer konu ise zaman kavramıdır. Secde ve Mearic surelerinde bir günün farklı boyutlarda bin yıl veya elli bin yıl olarak ifade edilmesi, zamanın mutlak değil izafi olduğuna işaret eden yorumlara konu olmuştur. Her ne kadar bu ayetlerin temel amacı fizik öğretmek olmasa da, zamanın farklı şartlarda farklı algılanabileceğini dile getirmesi bakımından dikkat çekicidir. Tarihî açıdan bakıldığında da Kur'an'ın insan ürünü olduğu iddiası çeşitli güçlüklerle karşılaşmaktadır. Hz. Muhammed'in yaşadığı dönemde Antik Yunan, Mezopotamya ve Mısır kaynaklı bilgiler birçok doğru tespitin yanında sayısız bilimsel yanlışı da içeriyordu. Eğer Kur'an bu kaynaklardan derlenmiş olsaydı, o dönemin yanlış kozmolojik ve biyolojik kabullerinin de metne yansıması beklenirdi. Buna rağmen Kur'an'ın bu hataları tekrar etmemesi, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir husustur. Kur'an'ın geleceğe dair kesin ifadeleri de ayrıca dikkat çekmektedir. Tebbet Suresi'nde Ebu Leheb henüz hayattayken onun iman etmeyeceği bildirilmiştir. Eğer Ebu Leheb sadece Kur'an'ı yalanlamak amacıyla görünürde Müslüman olduğunu ilan etseydi, bu iddia ciddi biçimde tartışmalı hâle gelebilirdi. Ancak tarih boyunca bunun gerçekleşmemesi, bu ayetin din felsefesi açısından üzerinde durulan örneklerden biri olmuştur.Hz. Muhammed'in hayatı incelendiğinde de benzer şekilde dikkat çekici noktalar görülmektedir. Bir sahtekârın kendi kurduğu sistemde kendisine sürekli kolaylıklar sağlaması beklenirken, Kur'an tam aksine Teheccüd namazı gibi ağır bir ibadeti özellikle ona yüklemiştir. Hayatı boyunca boykotlara, savaşlara, suikast girişimlerine ve büyük zorluklara rağmen davasından vazgeçmemesi; dünyevî çıkar peşinde koşan bir lider profilinden oldukça farklı görünmektedir. Ayrıca yirmi üç yıl boyunca farklı şartlarda nazil olan ayetlerin kendi içinde üslup ve anlam bakımından yüksek bir tutarlılık göstermesi de Kur'an'ın dikkat çekici özelliklerinden biridir. Sonuç olarak Kur'an'ın ilahî kökenine ilişkin savunma, tek bir ayete veya tek bir bilimsel yoruma dayanmaz. Kozmoloji, biyoloji, embriyoloji, jeoloji, tarih, psikoloji ve insan tabiatına dair birçok unsur birlikte değerlendirildiğinde, bunların tamamının yedinci yüzyılda yaşamış okuma yazma bilmeyen bir insan tarafından yalnızca kişisel deha veya tesadüflerle ortaya konulduğunu ileri sürmek oldukça güçlü varsayımlar gerektirir. Elbette bu delillerin bir kısmı akademik çevrelerde farklı şekillerde yorumlanmakta ve bazıları tartışmalı kabul edilmektedir. Bununla birlikte İslam düşüncesi açısından bu unsurların tamamı bir arada ele alındığında, Kur'an'ın beşer ürünü olma ihtimalinin son derece düşük olduğu, en makul açıklamanın ise onun ilahî vahiy olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Bu nedenle Kur'an, yalnızca dinî bir metin değil, aynı zamanda tarihî, felsefî ve aklî değerlendirmeleri sürekli canlı tutan evrensel bir hitap olarak varlığını sürdürmektedir.